20 Aralık 2013 Cuma

37 - BENİM ADIM KIRMIZI - ORHAN PAMUK

BENİM ADIM KIRMIZI
BASKI:  Ağustos 1999
         12.-13. Baskı yazılı ama net olarak kaçıncı olduğu belli değil.
YAYINEVİ: İletişim Yayınları
         470 Sayfa 

Şu anda il dışındayım ve görüntüyü yine internetten buradan indirim. İşim biraz daja kolaylaşsa da benim çektiğim fotoğraflar kadar beni sevindirmediği kesin :) çok iyi bir fotoğrafçıyım ya bu yüzden pek memnun olmuyorum bu duruma :) Daha önce hiç Orhan PAMUK okumamıştım ve okuyan arkadaşlarım sıkıldıklarını ya da dilinin ağır olduğunu söyledikleri için; ne zaman aklıma gelse elimden geldiğince erteledim. Bu şenlik sayesinde okuma fırsatı buldum ve o kadar ağır gelmedi bana. İlerleyen zamanlarda bir kaç tane daha Orhan PAMUK kitabı okuyabilirim bence. aslında güzel polisiye romanlar da yazabilecek gibi görünüyor, en azından sonuna kadar acaba katil kim diye hep merakla okudum. 
Kitabın konusunu arka kapak notunda kısaca anlatmış zaten ben sadece o yazıyı yazacağım;
Orhan PAMUK'un "en renkli ve en iyimser romanım", dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul'd karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişah'ının gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre'ye aşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul'da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikâyelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.
 Kitap olayların geçtiği gönemin sosyal yaşamını bayağı anlatmış. Okuyunca nakkaşların yaşam şeklini ve ilişkilerini güzel bir şekilde anlatmı; bir çok yerde bizdeki tertemiz geçmiş duygurmamızın zedelenmesine neden olsa da güzel bir anlatımı vardı.
Bir ara Kara'yı düşündüm de en zor hayat onunki gibi geldi bana. Çok sevdiği bir kadının zorunluluklar nedeniyle kendisiyle evlendiğini bilmek ve bu evliliğin ölene kadar mutluluğu tadamadan devam etmesi insanın sırtındaki en ağır yük olur herhalde. Bu arada Şekürenin kesinlikle şeytan dedikleri cinsten bir insan olduğuna karar verdim. Ester gibi bir fırıldağı bile yanıltabildiğine göre kesinlikle şeytan diye adlandırılmanın hakkını veriyor kadın.

Resim hikâyenin renklerle çiçeklenişidir.     Sayfa 35

Çünkü içinizde kalbinize nakşeylediğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hâlâ sizin evinizdir.     Sayfa 41

Yine de ona Arap çöllerinde karın, burada olduğu gibi sadece ayasofya Camii'ne değil, hatıralara da yağdığını anlattım.     Sayfa 67

Nakış aklın sessizliği, gözün musikisidir.     Sayfa 75

Yaşamak görmektir.     215

Oysa bütün katiller, sanıldığının aksine, inançsızlardan değil, fazla inananlardan çıkar.    Sayfa 296

Bu dünyanın güzelliği ve sırrı ancak ona sevgiyle göstrerilen dikkat, ilgi ve şefkatle çıkar ortaya.
Sayfa 324

Bundan sonra, kusurlarıyla övünen aptallar yüzünden âlem daha renkli, ama daha aptal ve elbette daha çok kusurlu olacak.     Sayfa 429

Heratlı eski üstatlar, âlemi Allah'ın gördüğü gibi nakşetmeye çalışırken bir şahsiyetleri olduğunu gizlemek için imza atmazlardı. Sizler ise bir şahsiyetiniz olmadığını gizlemek için imza atacaksınız.
Sayfa 455

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder