6 Kasım 2013 Çarşamba

29 - SWANN'LARIN TARAFI - MARCEL PROUST ( 1 )

SWANN’LARIN TARAFI
ÖZGÜN ADI: A la recherce du temps perdu I - Du coté de chez Swann
             430 Sayfa
BASKI:       Ocak 2013
          11. Baskı
YAYINEVİ:    Yapı Kredi Yayınları
SWANN'LARIN TARAFI
Bu kitap; yazarın "Kayıp Zamanın İzinde" adlı 7 kitaplık serisinin ilk kitabı.
Tasvirlere bayağı yer vermiş. Tasvirleri daha çok klasikleşmiş Rus yazarların tasvirleri gibi ayrıntılı ve uzun. Yazar unuttuğunu sandığı birçok anıyı birden bire hatırlıyor. Aslında birden bire değil bir şeyler sebep oluyor. Bu bazen bir koku, bazen bir yiyecek olabiliyor.  En çok da Paris’ten Combray’gittikleri dönemlere aittir anlattığı hatıralar. Çocukluğunu anlatırken öyle tasvirler kullanmış ki sık sık acaba bunları çocuk mu anlatıyor yoksa büyüdükten sonra aklında kalanları mı böyle yorumlamış dedim.


Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde yazar çocukluğunu, annesine olan bağımlılık derecesine varan bağlılığını, ailesinin yapısını ve Swann’larla olan ilişkilerini anlatıyor. Ailenin M. Swann kendisinden daha aşağıdaki bir kast üyesi ile evlendiği için takındığı küçümseyen tutum ve davranışlarına da yer veriyor.
İkinci bölümde Swann’ın eşi ile tanışması ve ona olan aşkı anlatılıyor.
Üçüncü bölümde de yazarın Swann’ın kızına olan aşkını anlatıyor.
Yazarın aşkı ile Swann’ın aşkı arasında bazı paralellikler gözlenebiliyor.

 Şimdi aşağıdaki alıntıları okurken işi ne kadar abarttığımı da farkettim. Alıntı dediğin bir iki kısa cümle olur paragraf olmaz :) Ama ne yapayım üç cümlesi bukadarsa suç benim mi şimdi. Bu kitapta ne kadar alıntı yapmışım. İki ayda anca bitirebildiğim kitap demek ki beni hem sıkmış hem de ilgimi çeken çok şeyler içeriyormuş. Kitabı; 1Q84 adlı kitapta anlatan Tamarru haksız değilmiş. Bir bölümde cezaevine girmediğini bu yüzden de okumadığını, kitabı boş zamanı çok olanların okuyabileceği bir kitap olarak yorumlamıştı. şimdi ne demek istediğini anlıyorum 


Sosyal kişiliğimiz başkalarının düşüncesinin yarattığı bir şeydir. “Tanıdığımız birini görmek” diye adlandırdığımız basit eylem bile, kısmen zihinsel bir eylemdir. Baktığımız insanın dış görünüşünü ona ilişkin bütün kavramlarımızla doldururuz ve gözümüzde canlandırdığımız bütün içinde, hiç şüphesiz bu kavramlar daha fazla yer tutar.     Sayfa 25

Gerçek bir insan, kendisiyle ne kadar yakın bir ilişki kursak da, büyük ölçüde duyularımız tarafından algılanır, yani saydam değildir, duyularımıza taşıyamayacağı bir yük bindirir.     
Sayfa 88

Çeşitli konulardaki fikrini ciddiyetle belirtmeyi, tırnak içine almak zorunda kalmadan yargılarını ifade etmeyi, bir yandan gülünç olduklarını ileri sürdüğü meşguliyetlere öte yandan kılı kırk yara bir nezaketle kendini hasretmekten vazgeçmeyi hangi hayata saklıyordu?     Sayfa 101

Genel fikirler müzemizde “büyük yetenek” diye adlandırılan tipi yeni bir yazarın kendine has çehresinde tanımamız çok uzun sürer. Tam da bu nedenle, bu çehre yeni olduğu için, yetenek dediğimiz şeye tam anlamıyla benzetemeyiz onu. Özgünlük, büyü, incelik, güç gibi adlar vermeyi tercih ederiz; sonra bir gün, zaten yetenek denen şeyin bütün bunlar olduğunu fark ederiz.     Sayfa 102

Hatırladığım kadarıyla akdikenleri sevmeye Meryem Ana ayinlerinde başladım. Bütün kutsallığına rağmen içine girme hakkına sahip olduğumuz kilisenin her yerinde, atların üzerinde bile akdikenler olurdu; kutlamalarına katıldıkları mucizelerle ayrılmaz bir bütün teşkil eder, bayram hazırlığı içinde yatay olarak birbirine tutturulmuş dallarını şamdanların, kutsal kâselerin arasından uzatırlardı; yapraklarının üzerinde, göz kamaştırıcı beyazlıktaki tomurcuklar, bir gelinliğin kuyruğuna serpilmiş çiçekler gibi, sayısız minik buket oluştururdu. Ancak kaçamak bakışlar atmaya cesaret edebildiğim bu görkemli süslemelerin canlı olduğunu ve bizzat doğanın, yaprakların arasına yollar açarak, süslemeyi noktalamak üzere bu beyaz tomurcukları ekleyerek bu dekoru hem halk eğlencesi, hem dini tören niteliğindeki kutlamalara layık kıldığını hissedersim. Dalların üst kısmında tek tük taçlar aldırışsız bir zarafetle açılır kendilerini bir sis gibi çepeçevre sarmalayan, şeytan örümceği kadar ince erkekorganlar son bir buğulu süs misali, öyle kayıtsızca taşırlardı ki, bu çiçek açma hareketini izlemeye, kafamda canlandırmaya çalıştığımda, dalgın, çevik, beyazlar içinde bir genç kızın başını cilveli bakışlarla, kısılmış gözlerle, hoppaca, hızla hareket ettirmesi olarak düşünürdüm.     Sayfa 115

Somut gerçekler, inançlarımızın yaşadığı âleme nüfuz edemez, bu inançları doğurmadıkları gibi, öldüremezler de; onları sürekli olarak yalanlasalar da, zayıflatamazlar; ardı arkası kesilmeyen bir felaketler veya hastalıklar silsilesi, bir aileyi Tanrı’nın iyiliği ya da aile doktorunun yeteneği konusunda şüpheye düşüremez.     Sayfa 149

Çünkü sevgililere daha inandığımız anda onlardan şüpheleniriz ve sevgililerin kalbine, benim annemin kalbine bir tek öpücükle, bir art düşüncenin sakınımı olmaksızın, bana yönelmeyen bir niyetin izini taşımadan, sahip olduğum şekilde sahip olamayız.     Sayfa 185

Dünya kurulduğundan beri insanların göze aldığı zihinsel çabaların ve bol keseden savurdukları kibirli yalanların dörtte üçü, kendilerinden daha aşağı seviyede bulunan kişiler uğruna harcanmıştır.     Sayfa 195

Çünkü tutku tıpkı içimizdeki geçici ve farklı bir kişilik gibi diğer kişiliğin yerini alır ve onun daha önce kendini ifade etmekte kullandığı değişmez işaretleri yürürlükten kaldırıverir.     Sayfa 238

İki sevgiliden birinin aşırı derecedeki sevgisini göstermesi, diğerini yeterince sevmekten temelli bağışık tutar.     Sayfa 278

Ama Swann kendine dert icat etmeyi bilmiyordu. Üzüntüleri kendisine dışarıdan gelmiş olan bir acının hatırasından, devamından ibaretti.     Sayfa 286

Bilmek her zaman engelleyebilme imkânı sağlamaz; ama hiç değilse bildiğimiz şeyleri, avucumuzun içinde tutmasak da zihnimizde kullanıma hazır bulundururuz ve bu da bize üzerlerinde hâkimiyet kurduğumuzyanılgısını yaşatır.     Sayfa 317

Bunlar, zeki bir erkeğin sadece üzüntüsüne değecek kadınlar yüzünden bedbaht olması gerektiğini düşünürler, ki bu da, insanların kolera basili kadar minik bir varlık yüzünden kolera hastalığını çekmeye nasıl tenezzül edebildiklerine şaşırmaya benzer.     Sayfa 345

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder